BÜNYAN’ IN TARİHİ ESERLERİ
Bünyan ve çevresinde yerleşimin çok eski tarihlere dayanması burada
birçok medeniyetlerin hüküm sürmesine neden olmuştur. Yerleşim tarihi
binlerce yılı aştığı için eski medeniyetlerden kalan eserlerden
kayabaşındaki mağaralar haricinde temel kalıntıları kalmıştır.Bu
devirden kalan tarihi eserlerin ekseriyeti laht, göz yaşı şişeleri,
çanak-çömlek, yazılı tablet, kabartma ve para şeklindedir.
Selçuklu, İlhanlı ve Osmanlılar zamanından kalan eserler
özelliklerini korumaktadır. İlçe sınırlarındaki
tarihi eserleri tarihlerine göre dokuz grupta toplamak mümkündür.
1-
Etiler'den kalan tarihi eserler
2-
Med'lerden kalan tarihi eserler
3-
Tabal Krallığından kalan tarihi eserler
4-
Roma döneminden kalan tarihi eserler
5-
Arap istilaları zamanında kalan tarihi eserler
6-
İlhanlılar döneminden kalan tarihi eserler
7- Selçuklular döneminden kalan tarihi eserler
8-
Dülkadiroğlu Beyliği döneminden kalan tarihi eserler
9-
Osmanlı döneminden kalan tarihi eserler
I-
Etilerden Kalan Tarihi Eserler:
a) Kayabaşındaki Mağaralar:
Bu mağaralar insan emeği ile oda biçimine getirilerek odalar arasında
bağlantıyı sağlayan kapılar açılmış, dışarı ile irtibatı sağlayan kapı
yerine kapıdan daha büyük teker biçiminde yuvarlak taş kesilerek kapı
görevinde kullanılmıştır. Dıştan açılması imkansız olan bu taş
içeriden manivela sistemi ile kolayca yuvarlanıp açılabilmektedir.
b) Samağır Köyünde Bulunan Mağara ve Kalıntılar:Köyün
Çevlik ismi verilen mevkiindeki içerisi insanların oturmasına ve
ihtiyaçlarına müsait hale getirilen mağralar ile yığma tepenin altına
giden kayalardan yontma merdivenlerdir. Bu merdivenlerin giriş yeri
çöktüğü için içerisinde ne olduğu bilinmemektedir. Yalnız
merdivenlerin iki tarafındaki kayadan oyma nöbet yerleri durmaktadır.
II-
ATEŞ SUNAĞI
a) Ateş Sunağı: Heykel 1915-1920 yılları arasında Bünyan'dan
müzeye gönderilmiştir. Sunağın dört köşeli yüksek gövdesi iki ayaklı
bir kaideye dayanmakta ve üstü çift kademeli bir plak taşımaktadır.
Kaidenin ve bilhassa üst plakın kenarları kısmen vuruk kısmen de iyice
kırıktır. Gövdenin dört tarafında geniş kenar bordürleri vardır.
Bunlar kaidenin üst kısmı ve plakın alt kenarı ile birlikte 0.32 m.
yükseklikte ve 0.25 m. genişlikte dört köşeli birer oyma sahası teşkil
etmektedir. Her dört taraftada sahayı iyice dolduran bir erkek
kabartması vardır. Figürün kısımları şunlardır ; yüzü tamamen
açık bırakılan bir başlık, sağ kolu açık olan bir manto, ökçeli yüksek
çizmeler ve hafifçe indirilmiş sağ kolun ucundaki elde çarpık olarak
yukarıya doğru tutulan bir demet çalı. Kalkık olan sol elin açık
parmakları üzerinde yuvarlak dipli yassı bir kap durmaktadır.İki bacak
ve ayak arka arkaya resmedilmiş olduğu gibi,figür büyük gözleri, kalın
burnu ve sivri sakalı ile tam manası ile profil olarak
görülmektedir.Sunağın dört cephesinde de erkek figürünün aynı
hareketleri yaparken ve aynı eşyaları taşırken resmedilmiştir. Bu
kabartmalar ateş kültüne(ayin)katıllan bir rahibi canlandırmaktadır.
Bu heykelin bir özelliğide Anadolu’ da yalnız Bünyan'da bulunmuş
olmasıdır. Burada bulunduğu söylenen ateş tapınağından ise hiçbir iz
yoktur. (Prof.Kurt Bitten'in çok önemlidir butapınağın yerinin tespit
edilmesi lazımdır demesine rağmen bu yönde hiçbir çalışma
olmamıştır.)
III-
Tabal Kırallığından kalan tarihi eserler:
(Tabal
Krallığı Etilerden yıkılmasından sonra Etilerce kurulan krallıktır.)
a)
Topsöğüt köyündeki kabartmalar, havuz ve mağaralar.
b)
Sultanhanı köyündeki Tabal Krallığının prenslik merkezi temel
kalıntıları (Prenslik merkezi olduğuna dair kitabe Kayseri
müzesindedir.)
c)
Kahveci köyünde üç sokular denilen mevkiindeki kalıntılar ve burada
bulunan yazılı taş.
d)
Girveli köyünde bulunan mermer üzerindeki kabartma aslan resmi
(Kayseri müzesindedir.)
e)
Koyunabdal köyünde bulunan pişirilmiş topraktan yapılan tek parça laht
(Ölü sandığı) Kayseri müzesindedir.
IV- Romalılar devrinden kalan tarihi
eserler:
a) Doğanlar mahallesindeki Şammaspir kilisesi: Batı Roma İmparatorluğu
zamanında kurulan kilise Cizvit teşkilatına dahildir.Gayesi Anadolu’da
Hıristiyan dinini yaymak ve bu gaye için çalışan birlikler arasında
irtibatı sağlamaktır. Kilise Cizvitlerin (İsa birliği üyesi) önemli
merkezlerinden birisidir. Çevredeki kilise ve manastırlarburadan idare
edilmiştir. (Büyük Bürüngüzdeki kilise, Dağardı köyündeki kilise ve
rahip okulu gibi) Bu kiliselerde yaşayan cizvitlerle Cenevizlilerin
bir ilgisi yoktur. Şammaspir kilisesi eski derebeyi şatoları gibi yüz
metre yükseklikteki kayanın burcuna yapılmıştır. Zamanında yurdun her
tarafından ziyaretçisi gelen bu kilisenin yatakhaneleri, yemekhaneleri
ve sayfiye evleri bulunmakta idi. Bu kilise teşkilatları Anadolu’da
nisbeten gayelerinde muvaffak olmuş birçok Türk’ü hıristiyan
yapmıştır. Kurtuluş Savaşından sonra Yunanistan’daki Türklerle
mübadele edilenlerin ekseriyeti hıristiyan olmuşTürklerdir. Bu
mübadele edilenlerin içerisinde Bünyan’dan gidenlerde vardır. 1990
yılında bu kilise ile ilgili deri üzerine yazılmış bir İncil kitabı
Rus ortodoks kilisesince satın alınmıştır. Osmanlı devleti zamanında
kilise (Namei resül) dedikleri Peygamberşn güya pençe izini taşıyan
sahte bir beratla yıllarca vergiden muaf tutulmuştur. Zamanında
Şammaspir kilisesinin etrafı içiçe üç surla çevreli imiş. Bir Fransız
seyyahın gezi notlarında kilisenin alt katında nöbetçilerin beklediği
bir silah odasındanda bahsedilmektedir.
Yakın zamana kadar duran kilise gereksiz sebeplerden yıkılmıştır.
(Bayramlı camii’nin önündeki sütunlar bu kiliseye aittir.) Kiliseden
zamanımızda temel kalıntılarından başka bir şey kalmamıştır.
V-
Arap istilası zamanından kalan tarihi eserler:
Sümerbank fabrikasının yapımında temel kazısından çıkan bir çömlek
içerisindeki gümüş paralar Abbasi halifelerinden Müstazi Binirullah’a
aittir.
VI-
İlhanlılar dönemine ait Tarihi eserler:
a) İlçe Merkezinde bulunan Ulu camii (Cami-i Kebir)
Kesme taş duvarlarıyla bir kale görünümündedir. Düz çatı ile örtülü
olup dört ağır paye mekanı Mihrap duvarına dik üç nefe ayırır. En
önemli yani portali ve buradaki kitabe ile süslemeleridir. Geometrik
ve nebati süsleme yanında stilize grifon ve aslan başlarına benzer
kabartmalardan aslan başlı bodür dikkati çeker.
Cami’nin portal nişine uygun olarak U şeklinde yerleştirilmiş 396 x 36
cm ebadındaki mermer iki satır olan kitabenin 19 cm enindeki geniş üst
satırında Kur’an’dan 1-18 ayet yazılıdır.
Tercümesi: Alah’ın mescitlerini ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan,
Namazını kılan zekatını veren ve Allah’tan başka bir kimseden
korkmayanlar onarırlar. İşte onlar doğru yolu bunlardan olabilirler
Allah doğrudur.
8 cm genişliğindeki alt satırın tercümesi: Nebi Allah’ın rahmet ve
selamı ona olsun buyurdu. Herkim küçükte olsa bir mescit yaptırırsa
Allah’ta okimse için cennette bir ev yapar ve o eve hamd evi adını
verir. Bu mübarek mescidin imarını emirlerin emiri adil, müeyyed
muzaffer, fasıkları kahreden, isyankarları katleden, Zahirettin bin
Tac-ı kızıl (Altun taç) Allah onun akibetini hayır eylesin emretti 734
(1333) senesini Muharrem ayının başında bina edildi.
Kitabenin, Caminin cephe duvarı ile aynı seviyede bulunan sağ ucunda
üç satır halinde Kara Bula oğlu Kaluyan yaptı. Sol ucundada yine üç
satır halinde kitabeyi yazanın ve babasının ismi olan yazılar
bulunmaktadır. Camii Kebir’e Salih Bey Camii’de denmesinin sebebi
Salih Bey ismindeki bir şahsın camiyi tamir ettirmesindendir.
VII-
Selçuklular dönemine ait tarihi eserler:
SULTAN HAN
a) Sultanhanı: Kayseri-Sivas karayolunun 47 nci km’sinde
Sultanhanı köyündedir. Han sağlam takviye kuleleriyle dıştan
bir kaleyi andırmaktadır. Selçuklu sultanı 1. Alaaddin Keykubat
zamanında 1232-1236 tarihleri arasında yapılan bu binanın kitabesi
yoktur. Giriş kapısından iki yanında revakları ve ortasında mescidi
bulunan bu avluya girilir.
Arabalık ve ahır hizmeti gören doğudaki revak derinliği hanın dış
duvarına kadar uzanır. Avlunun kuzeydoğu köşesindeki oda grubu bir
hamama ait olmalıdır. Batı grubundaki işletmeye veya önemli kişilere
ait idi. Avlunun ortasında küp şeklinde ve ayak kemerleri üzerinde
oturan mescidi vardır. Mescidin dört köşeside ejder ve değişik
motiflerle süslüdür. Avlunun Güneyinde selçuklu tarzında anıtsal bir
kapıdan kapalı büyük salona geçilir. Tamamiyle tonozlarla örtülen
salonun merkez tonozun üstünde bingilere dayana bir kubbe yükselir.
Burada kervanlar bütün eşyaları ile birlikte kalırdı.
Kubbesindeki kitabede (innefetahna) fetih ayeti yazılıdır. Hanın büyük
kemer kapısı üzerindeki ibarede: Elmülkü lillahüvelbaki,
elvahidülkahhar, essultan, Essultanazam, şeyhinşahımuazzam, Gıyasüddin,
veddeyle Kekkubad Bin Keyhüsrev kısmün emirül Mü’minin tarihi sene
Selase mietün minbadil hicre yazılıdır.
Dünyada ilk sigorta sistemi bu hanlarda uygulanmıştır. Gelen
yolcular gecenin her saatinde hana girebilmekte, fakat çıkışlar
sabahın muayyen bir saatinde olmakta idi. Kapıların açılma saati
gelmeden bütün yolcular kalkar, üzerinde taşımakta olduğu eşyaları
kontrol eder, bir eksiği yoksa handan çıkardı.
Hanlar vakıf olarak çalıştığı için gelen yolcular
hayvanlarıyla birlikte 3 gün ücretsiz kalır. Üç günden sonra ücret
ödemeye başlardı. Hastalık halinde ise iyi olana kadar hanlarda
ücretsiz kalınırdı.
KARATAY HAN
Karatay hanı: Karadayı köyündendir. Bu han bazı değişikliklerle
Sultanhanı’na benzer. Hana kuzey tarafında iri saç örgülü beden
kulelerinin bulunduğu cephesindeki muhteşem kapısından girilir. Bol
motiflerle süslü kapının üzerindeki kitabelerden bu hanın Selçuklu
vezirlerinden Celaleddin Karatay tarafından yaptırıldığı ve 1240
yılında tamamlandığı belirtilmektedir.
Kapı ile avlu arasında bir giriş kısmı vardır. Mescidi girişin
sağındadır. Solunda da içerisinde birkaç mezar bulunan eyvanın taç
kemerini çeşitli tezyinat ve eski Türk takvimlerinden alınan, hayvan
motifleri çevirmektedir. Hanın diğer tezniyatı ve su olukları
üzerindeki şekilde hayvan ve insan figürleri çok miktarda
görülmektedir. Hamamı avlunun güneydoğu köşesindedir.
Hanın büyük kemer kapısı üzerinde Arapça ibarede: Elmülkü lillah
hüvelbaki, elvahidül kahhar, essultan ibnusultan, essultanazam,
Şeyhinşahı Tarihi sene selase mi etün minbadil hicre yazılıdır.
“Mülk tanrınındır. Baki ve daim olan Allah’tır. En büyük sultan,
hükümdarlar hükümdarı alemde Allah’ın gölgesi dünya ve dinin
yardımcısı ebul Fatih Emürül mümin kasimi Keykubat oğlu Key Hüsrev
zamanında 638 hicri tarihinde inşa edilmiştir.”
Kapıdaki kitabenin türkçesi şöyledir: “Allah’ın adı ile başlarım. Mülk
daim ve baki olan Allah’ındır. En ulu sultan Hükümdarlar Hükümdarı
ümmetlerin efendisi fetih babası Keyhüsrev oğlu Keykubat.
Ayrıca hanın içinde vakfın şartlarını bozanlar veya yerine
getirmeyenler için beddualar vardır. Özetle şöyle demektedir: Herkim
vakfımın şartlarından birini değiştirir, hükümsüzlüğe sürüklerse veya
yerine getirmeye çekinirse günah onundur. Tanrı şüphe yokki görür ve
bilir. Vakfa dokunan veya onun şartlarını gerçekleştirmeden alı koyan
kimse Tanrının, kitapların, Meleklerin ve bütün insanların laneti
Kıyamete kadar okimse üzerinde olsun. Tanrı ona yeter. Her nefis
kıyamet günüde farklı cezalara çarptırılacaktır.
Tanrı ve ahirete (Kıyamet günü) İnanan Halife, Sultan, Vezir, Seyit,
Kadı, Müftü, Müntesip ve insanlardan diğerhiçbirine bu vakfı bozmak ve
değerini düşürmek helal olmaz. Kim değiştirirse o zalimdir. Tanrı
zalimler için ağır ceza ve kötülük hükmedeceği günde ona azabın
kötüsünü ve ağır acısını tattırsın. Onun orucunu, namazını, zekatını
ne haccını ne ibadetini ne farzını ne nafilesini ne secdesini kabul
buyurmasın.
Karatay hanının en büyük özelliklerinden biri diğer hanlarda pek
rastlanmayan çok ince işlenmiş süslemelerdir.
Hanın süslemeleri hakkında Sultan Baybars’ın 1277 yılında Anadolu’ya
yaptığı sefere katılan ve yol üzerindeki menziller hakkında not tutan
Kadı Muhyiddin bin Abdüzzahir, günlüğünde, Sultan Baybars’ın
Kayseri’den dönerken konakladığı Karatay hanından şöyle söz
etmektedir.
Atabek Celaleddin Karatay’ın Kayseri-Eski Malatya arasında yaptırdığı
han 1241 yılında tamalanmıştır. Hanın figürlü sülemeleri Selçuklu
sanatında özel bir yer tutmaktadır. Avlu portali ve giriş eyvanında
yoğunlaşan bu figürlerin yalnızca dekoratif amaçla yapıldığını
düşünemeyi. Selçuklu hayvan figürleri ve sembolik anlamları konusunda
çeşitli araştırmalar, üslupları bakımından avrasya hayvan sanatına
bağlanan bu figürlerin çoğunun, anlamları bakımındanda Orta Asya şaman
inançları ile ilgili olduklarını ortaya koymuştur.
Asya Türkleri arasında en eski ve yaygın inanç olan şamanizm, doğa
güçlerine insan ve hayvan biçimleri vermektedir. İstediği şekle
girebilen şaman, olağanüstü yetenekleri sayesinde bu güçlerle bağ
kurmaktadır. Zamanla, dokuz kat göğün üstündeki baş tanrı Ülgen ile
yedikat yerin altındaki Erlik’in yanında, gök ve yer katmanları
arasında bir çok tanrı olmuştur. Gerek Şaman’ın üzerindeki simgeler
örneğin ülgen’in dokuz kızını simgeleyen bebekler, ay ve güneşi
simgeleyen madeni kurslar gerek davulundaki resimler, ruhları
simgeleyen ve Şaman’ı yolculuklarında koruyan, aydınlık ve güneşin
simgesi aslan, Dünya eksenini temsil eden ejderve aslanlarla korunan,
gökle yeri bağlayan hayat ağacı, yerine göre karanlık yer altı
güçlerini simgeleyen yerine göre uğur, tılsım, bereket getirici ejder
motifitaşıdıkları bu sembolik anlamlara göre mimari ve el sanatlarında
simgesel işaret olarak kullanılmıştır.
Karatay Hanının figürlü süslemeleri içinde en tanınanı, giriş
eyvanının avluya açılan kemerini kuşatan ejder başlı, düğümlü
silmesidir. Zengi sanatının düğümlü geçme motifi simetrik ejder
başıyla kaynaşarak gövdeyi oluşturmuştur. Selçuklu sanatında
ejderlerin çeşitli sembolik anlamlarda kullanıldıkları görülmektedir.
Orta Asya Şaman gelenekleriyle bağlantılı yıldızlarla ilgili (astral)
mitolojik inançlar ve gökyüzü yer altı dünyası ile ilgili inançlar
karmaşık bir semboller dünyası oluşturur. Bazen birbirlerine zıt
anlamları olmasına karşın ejderin en önemli özelliği kozmik bir figür
olmasıdır. Eski Orta Asya inancına göre gök kubbenin ahengi bir ejder
çiftine bağlıdır. Gök kubbedeki 7 gezegenin altında, dünya ekseninin
en aşağısında düğümlü bulunan bu ejderin biri erkek ve bir dişi iki
meleğin çağrısıyla yıldızların dönüşünü başlatırlar. Böylelikle ejder
çifti ahenk, hareket, gezegen ve burç sembolleriile birlikte
gösterildiğindede evren sembolüdür.Ejder çiftleri tek başlarına yada
gezegen, burç, sembolleriyle birlikte karanlık ve kötülüklerle
mücadeleyi de sembolize etmektedir. Ejder çifti Orta Çağda zıt prensip
olarak ay ve güneş sembolüydü. Ejderlerin gövdelerindeki düğümler ay
ve güneş tutulmalarında gezegenlerin çeşitli durumlarını sembolize
eden astronomik işaretler olarak kullanılıyordu. Mitolojiye göre ay ve
güneş tutulmalarıejderlerin bunları yutmaları ile oluyor, karşılıklı
ejder çiftlerinin gecenin sembolü olan ayı yutmaları ile aydınlığın,
güneşin, iyiliğin üstünlüğü canlandırılmıştır. Karatay Hanındaki
ejder çiftinin arasına, düğümlü geçmenin karakterine uygun olarak
yapılan “top motifi” Uzakdoğu, Ortaasya ve İran’da da karşımıza
çıkmaktadır. Ayı simgeleyen bu motifle bağlantılı olarak, bulutlar ayı
kapladığı yada ejderler inciyi, Ayı yuttukları zaman yeryüzüne
bereket getirici yağmurlar düştüğünden, ejder çifti bereket sembolu
olarak kullanılmıştır.
Karatay Hanını kötülüklerden, düşmandan, hastalıklardan koruyan, hanın
işlevine bağlı olarak bolluk ve bereketi simgeleyen figürlü simgelerin
yoğunlaştığı diğer bir alan avlu portalidir. Portalin mukarnaslı
kavsarasını kuşatan rumi ve palmet kıvrımlı bitkisel bordürün içine
insan ve hayvan figürleri gizlenmiştir. Sol tarafta kuş, sağ tarafta
aslan figürlerin işlendiği sütunçe başlıklarının üzerinden başlayan
bordürün bitkisel kıvrımları arasına boğa, insan ve aslan başları
karşılıklı iki çıplak kadın figürü ve karşılıklı iki aslan figürü
gizlenmiştir.
Ayrıca kavsaranın hemen altındaki karşılıklı iki küçük panoda insan
başlı kuş siren kabartmaları ve aslan başları bulunmaktadır.
Anadolu Selçuklu sanatında özellikle taş plastikte karşılaştığımız
insan figürleri ay vegüneş sembolleri olarak kabul edilir. Bu figürler
tek başlarına kullanıldıkları gibi diğer burç işaretleriylede
görülmektedir. İnsan figürleri aslan ile birlikte kullanıldıklarında
güneşi, boğa ile ayı simgelemektedir.
Ortaasya kavimlerinde ay ve güneş kültünün varlığı bilinmektedir.
Günlük yaşamda astroloji büyük yer tutmaktaydı. Selçuklu sanatının
zengin figür dünyası içinde karşılaştığımız ay ve güneş simgesi
figürleri yüzyıllarca yaşatılan geleneklerin izleri olarak gök kültünü
anımsatan Şaman adetleri diye yorumlayabiliriz. Aslan figürüde güneşi
sembolize ettiğinden gök kültü ile bağlantılıdır. Aslanın koruyucu
olması kuvvet ve kudreti sembolize etmesi bu figürlerin yapıları
kötülüklerden korunmak amacıyla nazarlık olarak yapıldığını
göstermektedir.
Karatay hanının diğer figürlü çörtenindeki insan boğa kabartmalarının
burç gezegen ikilisi olması ihtimali olduğu gibi, iki zıt prensibin
betimide olabilirler. İnsan, aydınlık, kuvvet ve iyiliği temsil
ederken her zaman yenilmiş olarak gösterilen boğa karanlık, kötülük ve
düşmandır. Burada insan figürü kendisine tos atmaya çalışan boğaların
önüne geçerek karanlığı ve kötülüğü önlemektedir.
Anadolu Selçuklu sanatında hayat ağacı ve onu koruyan efsanevi hayvan
belirtilerine birçok yapıda rastlanmaktadır. Karatay hanının da avlu
portalinde +mukarnaslı kavsaranın hemen altındaki karşılıklı iki
panoda hayat ağacını simgeleyen bitkisel örgü zeminin iki yanında
sirenler ve üsttede aslan başları görülmektedir. Bu siren
kabartmalarını koruyucusu oldukları hayat ağaçları ve bu iki pano
arasındaki 9 adet yuvarlak rozet ile birlikte değerlendirebiliriz.
Hayat ağacının yanındaki rozetlerdegezegenleri sembolize etmektedir.
Orta çağda 7 gezegen biliniyordu ve bazı durumlarla ejder ile bu sayı
dpkuza çıkarılıyor. Ejderin başı yükselen kuyruğu alçalan ay
düğümlerinin sembolleriydi ve bunlar gezegen olarak kabul edilirdi.
Gökyüzüne gezegenlere ulaşmayı sağlayan bu hayat ağacını koruyan siren
motifleri de koruyucu unsur nazarlık, tılsım, kudret ve kuvvet
sembolüdür. Böylelikle yapının içi kötülüklerden korunmak istenmiştir.
Anadolu Selçuklularının da Büyük Selçuklular gibi 12 hayvanlı devreyi
bilmedikleri, yazışmalarında bu takvimi kullanmadıkları görülmektedir.
Fakat mimaride ve küçük sanatlarda Türk-Çin hayvan takviminin
kullanılmış olması geleneklere bağlılığın göstergesidir.
Karatay hanının figürlü bezemeleri, Anadolu Selçuklu semboller
dünyasının çok karmaşık ve zengin olduğunu ortaya koymaktadır. Orta
Asya gelenekleri, özelliklede Şaman inançlarıyla bağlantılı olan bu
sembollerin Türklerin Müslümanlığı kabul etmelerinden sonrada yaşamış
olması onların geleneklerine bağlılıklarını göstermektedir.
Karatay Hanındaki figürlü bezemeler gelenekleri yaşatmanın ötesinde,
hanı kötülüklerden, düşmandan koruyan nazarlık, tılsımgibi sembolik
anlamlar taşımakta özellikle hanın işlemesi için bolluk ve bereketi
simgelemektedir.
Bu kervansaraya ait 26 m uzunluğunda deri üzerine yazılı bir ferman
1937 yılında müzeye verilmiştir.
c- Sultan alaaddin camii: Büyük Bürüngüz köyündendir. Bu camiye
Aleddevle de denilmektedir. Aleddevleden bu camiyi 200-250 yıl önce
yaptırmıştır. Camii Selçuklu sultanı Alaaddin Keykubad tarafından
1214-1234 tarihleri arasında yaptırılmıştır. Selçuklu mimari tarzında
olup kubbelidir. Devlet tarafından büyük onarından geçerek restore
ettirilmiştir.
d- Selçuklu mezar taşları: Merkez camii Kebir mahallesindeki
mezarlıkta bulunan bu taşların üzerindeki tarih 1067’dir. Anadolu
1067’de Afşin Bey komutasında Türk ordusu tarafından işgal edilmiştir.
e- İlbaşı mezarları: Elbaşı nahiyesindeki bu mezarlar akıncı
beylerinin mezar türündendir. İki yekpare taşın içi oyularak
birleştirilmiştir. Sanduka görünümünde üzeri işlemelidir.
IX- DULKADİROĞLU BEYLİĞİ DÖNEMİNDEN KALAN TARİHİ
ESERLER
a) Abdurrahman gazi türbesi: Türbe Samağır köyünün orta kısmında
yüksekçe bir tepededir. Bina altıgen plan üzerinde kubbeli olarak
yığma taşlardan yapılmış basit bir yapıya sahiptir. Türbe küçük olduğu
için geniş bölümünü sanduka kaplamıştır.
Kayseri bir ara Dulkadiroğlu Beyliğinin hakimiyeti altına
girince dulkadiroğlu beylerinden aleddevle bozkurt ve Aleddevle Şahrun
beyler Kayseri ve çevresinde imar ve tamir işleri yapmışlar.
Karakaya köyündekiSeyit Halil Hazretleri türbesi: Aynı dönemden kalma
olan bu türbede altıgen plan üzerine yapılmıştır. Diğer türbeden
farkı, daha büyük olmasıdır. Türbenin yakınında bulunan tekke
yıkılarak yokolmuştur.
X-
Osmanlılar
döneminden kalan tarihi eserler
a) Papaz çeşmesi: Yenice mahallesinde cadde üzerinde klasik tarzda
bir yapıdır. Ön cephesinde yuvarlak taştan yekpare iki sütun üzerinde kemer vardır. Üst kısmı kemerle yan duvarlar üzerine
basmaktadır. Çeşmenin arka cephesi açıktır. Demir parmaklıkla
kapatılan bu kısım, zamanında arka planda bulunan kilisenin penceresi
durumunda idi. Halen görevini sürdürmekte olan çeşmenin suyu kaynak
suyudur.
b) Daniş ali bey camii: Büyük Bürüngüz köyündedir.
Danişmendilerden Ali Bey tarafından 1579 yılında yaptırılmıştır.
Kemerli bir yapıya sahip olup yazlık ve kışlık olmak üzere iki
kısımdan ibarettir. Camiyi yaptıranın aile efradı ile minareyi
yaptıran Şefika Hanım caminin içerisinde ayrı bir bölümde yatmaktadır.
c) Daniş ali bey çeşmesi: Büyük Bürüngüz köyündedir. 1565 tarihinde
Daniş Ali Bey tarafından yaptırılmıştır. Osmanlı mimari tarzında
yapılmış kubbeli bir yapıya sahiptir. Dış duvarındaki kitabenin
bozulmaya yüz tutması üzerine mermer üzerine yazdırılarak çeşmenin iç
duvarına monte edilmiştir. Kitabesindeki beyitte çeşmeyi yaptıran
kişiye methiye söylenerek çeşmenin yapılış tarihi belirtilmiştir.
d) Yazıcı çeşmesi: Büyük Bürüngüz köyündedir. 1129 (1713) tarihinde
Osmanlı Padişahlarından Sultan Abdül Aziz tarafından yaptırılmıştır.
Üç tarafı kemerli, kubbeli bir yapıya sahiptir. Duvarın dış yüzündeki
kitabe hava şartlarından bozulmuştur. Ancak tarih olarak 1129 tarihi
okunabilmektedir.
Daha önceleri İvriz denilen kaynaktan çıkan su, derenin içinden akar
köy de ihtiyacını bu dereden temin edermiş, Osmanlı Padişahlarından
Sultan Abdül Aziz İvriz’in etrafının havuz biçimine getirilerek, suyun
da köye yapılacak bir çeşmeden akıtılmasını emreder. Bu emrin
gerekçesi şu hadisedir:
Sultan Abdül Aziz’in saraydaki ser katibi B. Bürüngüz’lüdür. Katibin
köydeki yaşlı annesi ineğini dereye sulamaya götürürken inek kayar ve
ayağını kırar. Bu olaya çok üzülen yaşlı kadın durumu mektupla
saraydaki oğluna bildirir. Mektubu okuyan katip buna çok üzülür.
Padişah durumu fark edince sebebini öğrenir. Onun üzerine İvriz’in
etrafının duvarla çevrilip suyun da köyün içine yaptırılacak bir
çeşmeden akıtılması emrini verir. (İvriz soğuk su anlamına
gelmektedir.) |